Ay Isigi
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
  Gölgeler Kitabı Parapsikoloji Ansiklopedisi
Kullanıcı Adı: Beni Hatirla?
Şifre:
  Mesajları Göster
Sayfa: [1] 2 3 ... 46
1  Gölgeler Kitabı / Tanışma / Herkese merhaba : Bugün 00:47:12
Hazır gelmişken cevap vereydin Dil çıkaran

Tüm sıkıntı içinde bulunduğunuz ve takındığınız ciddiyet ama bu kıyafet üzerinize uymamış bence değiştirin.

Hem foruma hem kendimize olan saygımızı zedelemeyelim.

Bu arada arka arkaya sadece tek kelime veya tek emoji ile yorum yapmak foruma bir şey kazandırmaz bu tarz mesajlar arka arkaya geldiğinde flood yapmış gibi görünmesine neden olur .

Bu tarz bir aktiflik ne size nede bize bir şey kazandırır.
2  Gölgeler Kitabı / Tanışma / Herkese merhaba : Bugün 00:36:08
İyi yaptında benim tek şikayetim fazla aktif olan üyeleri banlıyosunuz. Aktif olmayı artistlik'le karıştırıyorsunuz.

Pardon şikayetinle cevap yazdığın konun ne alakası var.
3  Gölge Genel / Gölge Odası / Madde : Dün 08:46:39
Sol işaret parmağımın yarısını görünmez yapabiliyorum. Yarısını! Dil çıkaran

Bu tarz konular açmaya devam ederseniz belki formun adminleride sizi görünmez yapabilir.
4  Gölge Genel / Gölge Odası / Bilinçli Şifa Enerjisi ,SU : 22 Mayıs 2017, 20:30:47


CANLI YAŞAMIN TEMELİ VE BİLİNÇLİ ŞİFA ENERJİSİ : SU
 

Biyofizikçi olarak bitkiler, hayvanlar veya insanlardaki canlılığı araştırıyoruz. İlk etapta bizi ilgilendiren şey madde değil, saf enerjidir. Konu sadece su değil, bilgi (enformasyon) ve bilinçliliktir. Tüm düşünceleriniz ve bunların kaynağı, su ve tuza bağlıdır. Burada, daha sağlıklı olmak için değil, daha bilinçli olmak için, belirli bir suyu içmeniz gerekmektedir. Bilinçli olursanız, otomatik olarak daha sağlıklı olursunuz.

Elektrik, enerjidir. Enerji, bir tarafta bilgi, öteki tarafta canlılık olarak ifade edilebilir. Bilgi sözcüğü; bir şeyi, tekrar kendi asli formuna döndürmek, bir geometriyi tekrar yapılandırmak demektir. Hiç bilgisayarınızın ana parçasının ne olduğunu, düşündünüz mü? Bilgisayarınızdaki, bu çok küçük mikroçipi? Bir kuvars kristalinin geometrisi, bilgilerinizin orada saklamasını sağlar. Bu kristaller, sadece silikon üzerine basınçla üretilir, bunlar doğal dağ kristalleri değildir. Ancak sonuçta, burada söz konusu olan sadece geometridir.

BİR SU MOLEKÜLÜ ÇİFT KUTUPLUDUR

Her su molekülünün, birbirinden farklı olması ve her zaman tekrar aynı tam mükemmel geometriyi ortaya koymaları ilginç değil mi? Çünkü bir su molekülü, 104,7 derecelik bir açıyla, mükemmel bir dörtgenden başka bir şey değildir. Bu geometridir ve geometri, molekülde var olduğundan, suyun çok belirli frekans örneği vardır. Bir su molekülü, çift kutupludur, aynı gezegenimiz Dünya'nın Kuzey ve Güney kutbu gibi. Bu şekilde, her su molekülünün de, elektromanyetik kuşakla çevrelenmiş, bir eksi ve bir artı kutbu vardır.

Su, iki kutuplu olduğundan, belirli yerçekimi ve kaldırma kuvvetlerine tabidir. Su da, yerçekimi gücü vardır. Su, yukarıdan aşağıya doğru akar. Su, kimyasal materyal olarak, yukarıdan aşağıya akarken, tekrar aşağıdan yukarıya, saf ışık enerjisi olarak akar.                       


Prof. Popp'un getirdiği izah şöyledir: "Maddenin tüm formları, donmuş ışık veya yavaşlamış enerjiden başka bir şey değildir. Sonuç olarak maddeyi, enerji oluşturur.

Çaresi olmayan hiçbir hastalık yoktur. Doktor, okul bilgileriyle ve tecrübeleriyle, daha fazla yardım edecek durumda olmadığını, prensipte söyleyebilir. Ancak hiçbirimiz, temelde bir hastalığın, çaresi olmadığını söyleyemeyiz. Eğer biz bir problem ortaya çıktığında enerjiyi tekrar asli durumuna dönüştürebilirsek, o zaman buna otomatik olarak madde de uyacaktır. Hem de, bedeninizi oluşturan elementlerle, su ve tuz ile.

SU SARMAL ŞEKİLDE HAREKET EDER

Bedenimizde, suyun günlük olarak, aşağı ve yukarı canlı bir güç olarak aktığı, yaklaşık 90.000km sıvı bant vardır. Suyun içinde zaten canlılığı sağlayan dörtgen yapı vardır.

Su, sarmal şekilde, hareket eder, hiçbir zaman lineer değildir. Banyoda, bir bakın, su girdap formunda, hareket eder. Spiral oluşturan suyun hareketinin, genetik kalıtım bilgilerini içeren bedenimizdeki DNA ile aynı olması, ilginç değil midir?

Beyin suyunuz, çok yüksek derecede kristal yapılanmadır. Saf küçük kristaller ki, buna molekül-küme adını veriyoruz. Birbirine bağlanmış olarak ve bu şekilde geometri olduğu için, belirli bilgileri iletebilen bu yapıyı, suda da buluyoruz. Bu sürekli olarak değişir. Düşünceleriniz nereden geliyor? Kimyasallarla, suyun basitçe etkilenebileceğini biliyor musunuz?

Amerika'da, yüzeyi %100 örten klorlu su içilir. Buna eğer fluor katıp; fluorun frekans örneğini ölçersek, o zaman size bu fluorun, artık hiçbir isteğiniz kalmayacak kadar, beyin fonksiyonlarınız üzerinde uyumsuzluk yarattığını kanıtlayabilirim. İsteksiz olursunuz. Düşünün bunu, iki nesil boyunca tüm halka yaptılar. O zaman ne elde ettiler? İsteksiz, materyalistlerle dolu bir halk, bu insanlar, o zaman her şeyi, istenildiği gibi yapacaklardır. Yani böyle bir nesli yönetmek ve yönlendirmek kolaydır. Buna su ile ulaşılabilir.

37 derecelik bir beden sıcaklığında, beyin suyunuz, buzlanmış bir durum alır. Bu, jöleye benzer yüksek dereceli bir yapıdır. Bu yapıya mikrodalga uygulandığında, beyninizin kan bariyerinden, hayvansal albümin geçtiğinde ve beyninize girdiğinde, birden kristaller yapılarını değiştirmeye başlar. Ve beyninizin suyu sıvılaşır. Nedenini iyi incelemeliyiz, nedeni, daima geometride gizlidir.

Bu kristalleri, örneğin kar tanelerini soluyoruz. Suyun, katı hali olan kar tanelerinin, bir elektron mikroskobuyla, fotoğrafı çekilmiştir. Burada çok küçük altıgen ve mükemmel bir düzeni vardır. İki aynı kar tanesinin, hiçbir zaman birbirine benzememesi çok ilginçtir. Kendini kristalize edebilmesi için, her su molekülünde, bir milyardan fazla biyofoton çalışır ve bunlar kendilerini sürekli olarak tekrar düzenlerler. Bu şekilde, her su molekülü, öbürlerinden farklıdır, her su molekülünün kendi kimliği vardır.

SUYUN HAFIZASI VARDIR VE DENGELEYİCİDİR

Şimdi bir deney yapalım. Kar tanesini doğal şartlarda eritelim ve bundan tekrar su yapalım. Sonra da tekrar donduralım, tekrar tam olarak aynı kar tanesini elde ederiz. Bu nasıl olanaklı oluyor? Çünkü kim olduğunu hatırlayabiliyor. Suyun, hafızası vardır. Su bir bilgi taşıyıcısıdır. Maddeleşmeye sebep olan enerjinin formunu değiştirmediğimiz zaman, madde de değişmeyecektir. Çünkü o kim olduğunu biliyor. Bu olay, sizin organizmanız için de geçerlidir. Bilim adamları, suyun doğal bir dengeleyici olduğunu ve bizim su vasıtasıyla, bizde eksik olan dalga boylarını alabileceğimizi kanıtlamışlardır. Bu şekilde, kaybettiğimiz her şeyi dengeleyebiliriz. İtalya'da, Enza Enstitüsü'nden, Dr. Cicollo, son yirmi yıl içinde, tüm dünyadaki şifalı suları incelemiştir. Şifalı suların, öteki normal sulardan kimyasal yapıları aynı olsa da, biyofiziksel açıdan farklı olduklarını tespit etmişti

SU MÜKEMMEL ÇÖZÜCÜ VE ŞİFADIR

Su, mükemmel bir çözelti maddesidir ve her şeyi kendine bağlayabilecek durumdadır. Bu nedenle, su içmek, gerçekten çok önemlidir. Bedenimiz, kendi kendisini, iyileştirebilir. Çoğu kişi de bunu, oruç kürleri vasıtasıyla yapar. Bunu, bıçaksız ameliyat olarak adlandırabiliriz. Bedeninizin, tekrar temizlenmesini sağlayın. Bunun için de, bunları çözen bir şeye ihtiyacınız var. Su, bunu başarır.

Ve artık biyofiziksel olarak da kanıtlayabildiğimiz gibi, su, yüksek derecede bir yapıya sahiptir. Ve bu yapılardan dolayı, bedenimizdeki benzer titreşimleri içeren birçok hastalıkları, Alzheimer rahatsızlığına kadar, beyinlerimizin kıvrımlarına yerleşmiş olan hafif ve ağır metal tortularını bile sökebilir. İsrail'de, bir doktora gittiğinizde, orada, hangi rahatsızlıktan dolayı gitmiş olursanız olun, sizi, önce tekrar bekleme odasına yollayıp, yarım saat içinde içmek üzere size 2 Litre su verilir. Ve siz, bu suyu içtikten sonra, hâlâ şikâyetleriniz varsa, bundan sonra sizi muayeneye kabul ederler. Bu bir gelenektir. Birden bire ortaya çıkan hastalıkların, % 80'ini, sadece su içerek iyileştirilebileceğini görmüşler. Bunun, sadece suyun kalitesine bağlı olmadığı da tespit edilmiş.Bunun için su, çözelti maddesi olarak biriken tüm atıkları, dışarı taşımak için kullanılıyor. Örneğin, burnunuz aktığında, neler oluyor? Bedeninizde, daha önceleri birikmiş olan zararlı maddelerin, etkisizleştirilerek dışarı atılabilmesi için, salgılar oluşuyor ve burnunuzdan dışarı çıkıyor. Aynı olay, cildiniz için de geçerlidir. Bedeninize girmiş olan zararlı tüm maddeler, cildiniz vasıtasıyla, ifraz edilir. Tüm problem, aslında içeride, oraya girmemesi gereken maddeleri, su yine dışarı taşıma kapasitesine sahiptir. Burada, suyun miktarı kadar, kalitesi de önemlidir.

SUYUN CANLILIĞI

Su, 80 metrelik bir boru sisteminden geçtiğinde, canlılığını kaybediyor. Bu da, borunun kötü olmasından dolayı değil, borudaki basınçtan oluşuyor. Suyun evlerimize kadar taşınabilmesi için gerekli olan basınç, suyun kendi hareketliliğini bozuyor. Suda, çift helezon şeklinde spiral hareket var. Bu da, suyun kristalinin oluşmasını sağlıyor. Suyun spiral hareketine zarar verildiğinde, kristal yapısı da bozuluyor. Kristal şekil olmayan yerde, geometri de yoktur. Böylece, bilgi de oluşamaz ve neticede canlılık yok olur.

KANSEROJEN TARIM İLAÇLARI VE YERALTI SULARI

Tarım sektöründe, 300 çeşitten fazla inorganik kimyasal yapıya sahip, tarım ilacı kullanıldığını ve bunların neredeyse 280'inin kanserojen olduğunu, biliyor muydunuz? Kanser nedir? Kanser kaostur.

Tarımda kullanılan ilaçlar, yeraltı sularına karıştığından, tekrar bizim çeşmelerimize geliyor. 280 ilacın kanserojen olarak bilinmesine rağmen, sadece 63'ü ölçülüyor. Kalanların isimleri bile bilinmiyor ve bunlar için, hiç bir sınır değer konulmamış. Ve zamanla, bu ölçülen 63 ilacın değerleri yükseldikçe, tolerans değerleri de yükseltilmiş. Suyun kalitesi, düzeltilecek yerde, içindeki maddelerin tolerans değerleri ile oynanmaktadır. Aksi takdirde, bu suyu, size satmamaları gerekir. 1992'den beri de, zaten bu 300 tarım ilacından, sadece 18'i ölçülmektedir. Ve böylece, gerçekte neler içtiğinizi düşünebilirsiniz.

YERALTINDA OLGUNLAŞAN SU: TOPRAĞIN KANI

En iyi içebileceğiniz su, doğal temiz kaynak suları, artezyen suları, yeraltından kendiliğinden çıkan pınar sularıdır. Çünkü suyun da, kendine has bir olgunluk derecesi vardır. Su, yağmur olarak yere indiğinde, bunu olgunlaşmamış su olarak adlandırırız. Bu suda, solar(güneş) frekansları ölçülebiliyor. Fakat yer manyetik frekansların da oluşabilmesi için, suyun, yerin çok altına inmesi ve toprağın kanı haline gelmesi gerekiyor. Yeraltında, tamamen olgunlaşan ve tüm yer manyetik frekans desenlerini içine alan toprağın kanı, kendi başına, 1000'lerce metre derinliklerden, girdap şeklinde, yukarı çıkabilecek güce ve enerjiye sahip oluyor.

ŞİŞE MİNERAL SULARI İNORGANİKTİR

Siz şişeden, mineral suyu içtiğinizde, bunu bedeniniz alamaz ve işleyemez. Çünkü mineral suyundaki mineraller, inorganik yapıya sahiptir. Bunlar zararlı değiller, ancak hücreler için kullanılabilir değildir. Böylece, kanınıza kadar giren kalsiyumun, hücrelerinizde özümsenemediği için hiçbir faydası olamaz. Bazıları, bu maddelerin bir kısmı, belki alınabilir diye düşünse de, bu kesinlikle mümkün değildir. Bunu, kahvaltıda tabağınıza, bir çubuk demir koymuş gibi de düşünebilirsiniz. Sudaki mineralleri alabilirseniz, çubuktaki demirleri de yiyebilirsiniz. Bu da mümkün olmadığı için, suyun, içerdiği mineraller de önemli değildir. Önemli olan, suda, hangi frekans desenleri vardır. Ve bu mineraller, halen iyonize durumda mı, etrafları su kılıfı ile çevrili mi? Çünkü biz, bu suyun yapısını bozduğumuzda, içindeki iyonize ve suya, elektromanyetik dalga boyları veren elementlerin, başka elementlerle birleşmesini sağlamış oluruz. Bu da genellikle, boru basıncı veya suya katılan karbon dioksitlerle yapılır. Böylece suyun doğal oksijeni alınıp, nitrojen katılır. Hâlbuki bizim amacımız, bedenden nitrojeni uzaklaştırıp, oksijen verebilmek olmalıdır.

CANLI OLMAYAN SU VE KİREÇLENME

Molekül evliliklerinde, örneğin pozitif yüklü kalsiyum ile negatif yüklü hidrojen karbonatlar birleşirler. Aslında bunlar, su canlı olduğu sürece, yani bir yapıya sahip olduğu sürece, iyonsal yapılarından dolayı, birleşemezler ve bedene zararlı hale gelemezler. Çünkü su, aralarında bir duvar gibidir. Şayet kalsiyum ve hidrojen karbonat birleşirse, yeni oluşum kalsiyum bikarbonattır, yani kısacası kireçtir. Ve siz de bunu, evinizin borularından dışarı atabilmek için, en pahalı cihazları kullanırsınız.

Bunu yaparken, kendi bedeninizdeki kireçlenen damarlarınızı, hiç düşünmezsiniz. Yaşlandıkça damarlarımız ve beynimizdeki sinir iletişim bağları kireçleniyor. Sonuçta, doğal olarak bilgi iletmek için, köprü kurulamadığından unutkanlık başlıyor. Burada oluşan kireçleri çözebilmek için; canlılığa, bilgiye veya yapıya gereksiniminiz var. Suyun geometrisine ihtiyacınız var. O zaman, oluşan molekül birleşimlerini de kırabilirsiniz.

Biz, araştırmalarımız çerçevesinde, segmanter diyagnostik ve organometri ile medes diye adlandırdığımız, enerjetik seviyede ölçüm yapabilen, bilimsel bir cihaz sayesinde, organizmadaki patolojik rahatsızlıkların bile, sadece su ile yenilebileceğini kanıtlayabiliyoruz. Uzun yıllar boyunca, teşhis amaçlı takip altında bulundurduğumuz hastalar var. Bizler, biyofizikçi olduğumuzdan, bizim kendi kendimizi,  yenileyebileceğimizi biliyoruz. Bedeninizdeki organlar, maddeden oluştukları ve çeşitli element bileşimleri içerdikleri için, her bir organın ayrı titreşim karakteri vardır. Örneğin bir akciğerin, doğal durumdaki titreşimi, yaklaşık 40 Hertz civarındadır.

Her gün içki alıyor ve ciğerlerinizi yıpratıyorsanız. Zorlanmadan dolayı, neredeyse ciğeriniz, 58 Hertz'e kadar yüksek titreşecektir. Eğer ciğerin enerji seviyesini, 40'tan 58 Hertz'e yükseltirsek, organın maddesel yapısının da değişmesi söz konusudur. Bu ise, organda bir bozulmaya sebep olacaktır. Bu olay da, aynı kanser de olduğu gibi, birden oluşmayacak, yıllarca organın maruz kaldığı tahribat, zamanla ortaya çıkacaktır. En başında, enerji seviyesinin değiştiğini, unutmayalım. Mesela bir hastamızın beyninin sağında bir tümör var. Tümör, organ seviyesinde kırmızımsı olarak görülmektedir. Bunu enerjetik seviyede ölçtüğümüzde; yani bu ölçümü, kanser, organ üzerinde görülmeden çok önce yaptığımızda, hastayı uyarabiliriz. Beyninde tümör olan hastaya, bedeninde eksik olan frekansları içeren bir su içirdiğimizde, çok farklı bir tablo ile karşılaşıyoruz. Zarar görmüş olan yerler: epifiz, hipofiz, merkezi sinir sisteminde, sadece 17dak. sonra değişiklik oluyor. Fakat bu kadar kolay olamayacağını siz de tahmin edebilirsiniz. Tüm bir ömür boyunca, yanlış yaşayıp, mucize suyu içerek iyileşebileceğinizi sanmayın. Bu hasta tabiî ki tekrar eski yapısına dönecektir. Çünkü artık organ seviyesinde tahribat başlamıştır. Beden kendini, bu negatif duruma o kadar alıştırmıştır ki, 2-3 saat içinde, eski patolojik tabloya geri döner. Fakat bunun bize gösterdiği, suyun içinde öyle bir enerji var ki, eksik olan tekrar yerine getirilebiliyor ve yenilenme gerçekleşebiliyor. Bu hastaya, belki her gün, 2'şer litre bu sudan içirsek ve birkaç yıl devam etsek, bedendeki her yapıyı değiştirebiliriz.

Bedenlerimiz, 'kendisini yenileyici', bir alandan oluşuyor. Bedenlerimizin şekillerini oluşturan, neticede enerjidir. Örneğin, bir hastanın ayağını kestiğimizde, ayak parmağını algılayabiliyor. Çünkü enerjetik seviyede, o enerji var, buna da fantom(hayali) ağrılar deniyor.

CANLI YERALTI SULARINI KULLANIN

Suyunuzu doğadan almaya çalışın, has su içmeye çalışın. Günlük ihtiyacınız olan 2Ltr. su İçin. Güzel bir kaynak bulup, kimyasal analizini yaptırın. Çünkü zararlı kimyasal madde olmayan yerde, suyun yapısı var olduğu için, mikrop da oluşamaz. Böylece bu, suyun canlılık içerdiğine dair, elinizde bir garanti olur. Alabalıkların yaşadıkları akarsular, kesin temiz olur. Çünkü alabalıklar, çok hassas balıklardır. Suyun içinde, çekim ve itim dengesi bozulduğunda, suyun kalitesi bozulur ve alabalıklar bunu derhal algılar. Bu balıklar, suyun içinde, başka güçlerin de var olduğunun farkındalar. Levitasyon(itim) gücünü kullanarak, suyun içinde durabiliyorlar ve suyun içsel gücü olan saf ışık enerjisini kullanarak, akıntının tersine yüzebiliyor.

Bu kaynaklardan beslenen sulardan faydalanmalıyız. Bu tip sular, sadece geçen hafta yağmur yağarak orada birikmiş değil, yıllarca olgunlaşma sürecine bağlı olarak, 100-200-300 yaşında olabiliyor ve radyometrik ölçümlerle bu yaşını, tespit edebiliyoruz. Bazı fosil sular vardır ki, bunlar toprağın kanı olarak; 6, 7, veya 8000 yıl yeraltında beklemiş ve oluşmuşlardır. Bu suları bulup kullanmalıyız.

Artezyen suyu bulduysanız, mutlaka cam şişelere koyun. Bu sulara ulaşamayanlar, suyu canlandırıcı cihazlar kullanabilirler. Bu cihazlar, borulardaki basınçtan dolayı bozulan suyun yapısını, tamir ediyorlar. Böylece, kristalize yapısı olmayan; yapı ve böylece bilgi içermeyen suyu, fiziksel bir yöntem ile tekrar canlandırabilir ve enerji verebiliriz.

Çeşme suyunun yüzey gerilimi, daima 73 Dune'dur. İyi bir kaynak suyun gerilimi, 58, 60, 62 Dune olabilir. Bizim kanımızın değeri, 42 ve 44 Dune civarındadır. Gıdaları özümlememiz için, bu değerin, kan değerimize en yakın olması daha uygundur. Ve bizim için en uygun olan, taze sıkılmış meyve suyudur. Taze meyve suyunun yapısı o kadar uygun ki, yüzey gerilimi, aynı kanımızın değeri gibidir.


Bunu tuzlu su (sole)ile de yapabiliriz. Doğal bir Sole'den, bir bardak doğal suya, 1 çay kaşığı ilave ettiğinizde, izotonik bir çözelti elde edersiniz. Bu çözeltinin değeri de, aynı kanımızın değerindedir. Çünkü mükemmel bir yapıya sahiptir. Kaynak artezyen suyu da, bu değere çok yakındır. Su, suyu canlandırma cihazlarından, çok hızlı geçtiğinden, çok kalıcı bir şekilde onarılamıyor.

Suyu canlandırma cihazları, çok pahalı olduğundan, bunun yerine, bir avuç kuvars kristalini, temiz kaynak suyuna koyarak, cam sürahi içinde bekletirseniz, suyu canlandıracaktır. Camın yapısı kuvars tozu içerdiğinden, zaten bir altıgen şekle sahiptir ve içine konulanı etkileyecektir. Ertesi gün suyunuzu içtiğinizde, koyduğunuz kuvars kristali, şeklini hiç değiştirmemesine rağmen, siz de tadındaki yumuşaklığı fark edeceksiniz.

Biz size, kristallerle suyunuzu canlandırdığınızda, elde edeceğiniz yüzey gerilim değerlerinin, canlandırma cihazlarının sonuçlarından, daha iyi veya en azından o sonuçlarla aynı olduğunu, bilimsel olarak kanıtlayabiliriz. Zira bu cihazların çoğu, kuvars kristali içermektedir.

Peter Ferreira -  (ABD Biyofizik Araştırmalar Enstitüsü'nün Almanya Temsilcisi)
5  Gölge Genel / Gölge Odası / 3.Göz ve Epifiz Bağlantısı : 21 Mayıs 2017, 01:16:39
Komplo: Epifiz Bezinizi nasıl öldürüyorlar?

1990ların sonlarında, Jennifer Luke adlı bir bilim adamı, sodyum floridin epifiz üzerindeki etkileri konusunda ilk çalışmaları başlatmıştır. Luke,beynin orta yerinde bulunan epifiz bezinin, florid için bir hedef olduğunu bildirdi.Epifiz bezi,bedendeki kemikler de dahil diğer fiziksel maddelerden daha fazla floridi absorbe etmekte, emmekteydi.

Epifiz bezi tıpkı bir mıknatıs gibi sodyum floridi çeker. Bu da epifizin kireçlenmesine ve bedendeki tüm hormonal işlemin etkin bir şekilde dengelenmesine engel olur.

Daha sonra yapılan çeşitli araştırmalar da sodyum floridin beyindeki en önemli bezde absorbe edildiğini kanıtlamıştır.Sodyum florid, beynimizdeki en önemli salgı bezimize saldırıda bulunmaktaydı.Sodyum florid, yiyeceklerde, içeceklerde, banyolarda,içme sularında bulunur. Sodyum florid, Amerika’daki içme sularının %90’ına konmaktadır. Marketlerde satılan su filtreleri floridi filtre etmez, sadece tersine ozmoz ya da su damıtma ile filtrelenebilir. Bunun en ucuz yolu da bir su tamıtıcısı almaktır.

Sudaki,pepsi, kola, yiyeceklerdeki Sodyum florid gerçek anlamda kitleleri aptallaştırır.Naziler ve Ruslar, konsantrasyon kamplarında kampta bulunanları otoritenin sözünü dinleyen ve otoriteyi sorgulamayan bir hale getirmek için sularına sodyum florid katmışlardır.

Ben bir komplo teoristi değilim ama eğer ruhun tohumunu alırsanız, bu bizi tanrı ve içimizdeki güç ve ruhaniyetin bir olduğu tekliğinden kopartır ve bizleri gizli toplulukların, gölge organizasyonların ve çılgına dönmüş kurumsal dünyanın sıradan köleleri haline getirir.

Yazıma bir alıntı ile son vermek istiyorum…

“Sırf duydunuz diye herhangi bir şeye inanmayın. Sırf pek çokları tarafından konuşuluyor ya da dile getiriliyor diye herhangi bir şeye inanmayın. Sırf dini kitaplarınızda bulunuyor diye körü körüne inanmayın. Sırf öğretmenleriniz ya da büyükleriniz dedi diye inanmayın. Geleneklere inanamayın.Çünkü onlar pek çok jenerasyondan beri süregelmekte.Ama gözlemler ve analizler sonucunda, bir nedenden dolayı oluşan bir şey tespit edersen ve bu da bir şeye hizmet eder ve birisinin ya da herkesin yararına olursa o zaman kabul et ve bu kabul ettiğini yaşa!”
Budda.

Komplo alıntıdır


Edit: Küçük bir ekleme yapalım.

1960'lı yılların muhalif ve otorite tanımayan akımlarım yaygınlaştığı bir dönemde, ABD başta olmak üzere bir çok ülke de herhangi bir gerekçe göstermeden şebeke sularına, kendi insanlarının içtiği suya florür attı.

Florürü en yaygın şekilde şunlardan alıyoruz:

* Florürlü diş macunu

* Bebek maması

* Hazır çorba

* Tavuk bulyon

* Teflon tava veya tencerede pişmiş gıdalar

* Gazlı içecekler

*Hazır meyve suları

* Paketli ve/veya işlenmiş gıdalar

* Anestezi kimyasalları

* Florürlü tuz

* Sigara

DMT (N,N-Dimethyltryptamine) ile ilgili internet üzerinden arama yapmanızı tavsiye ediyorum, sonuçları sizi şaşırtacak.
6  Gölge Genel / Gölge Odası / 3.Göz ve Epifiz Bağlantısı : 20 Mayıs 2017, 21:01:12
Epifiz Bezinin Tam Olarak 3. Göz Olduğunun Kanıtı


Sizi ruhsal boyutlara bağlayan bir üçüncü göze gerçekten sahip misiniz? New Age (Yeni Çağ) topluluğu, epifiz bezinden önsezi organı ve vücut ile ruh arasındaki bağlantı noktası olarak bahsediyor. Ancak çok az insan epifiz bezinin aslında gerçek bir göz olduğunun farkına varmış durumda.

Epifiz bezi (pineal gland) bir bezelye büyüklüğündedir ve beynin geometrik olarak tam orta noktasında yer alır. “Pinecone”- “çam kozalağı” ile bağlantılı olarak latin “pine”- “çam” kökünden gelmektedir. Çam kozalağı sembolü Sümer, Yunan ve Roma geleneklerinden Vatikan’daki  Çam Kozalağı Çeşmesi’ne ve papanın asasına kadar antik dünyanın her yerinde görülüyor.


Epifiz bezinin içinde ne var ?

Southern California Üniversitesi Hücre ve Nörobiyoloji Departmanı Başkanı Ph.D. Dr. Cheryl Craft, “Kertenkelenin derisinin altında, kafatasının içinde ışığa duyarlı bir ‘üçüncü göz’ yatmaktadır. Bu, insan beyninde yer alan kemikle örtülü, hormon salgılayan epifiz bezi ile evrimsel olarak eşdeğerdir. İnsan epifizine ışığın doğrudan erişimi engellenmiştir, ancak kertenkelenin üçüncü gözü’nde olduğu gibi insan epifizinde de melatonin hormonunda geceleyin artan bir salgılama görülmektedir. Zorlu olan iş, sentezi düzenleyen ve melatonin salgılayan mekanizmayı anlayabilmektir. Epifiz bezi ‘zihnin gözüdür’  Sürüngen’in epifizi parçalanıp incelendiğinde, aynı şekil ve doku ile bir göze çok benzemektedir” diyor.

Büyüleyici olan şey, epifiz bezinin iç kısmının, çubuk ve konilerden (rods and cones) oluşan retinal bir dokuya sahip olmasıdır. Ve çubukların(ışık alıcıları) iç kısımları aynen gözde olduğu gibidir. Ve hatta görme merkezi ile bağlantılıdır. Dr. David Klein, Science Daily, “Retinadaki ışık alıcıları epifiz bezindeki hücrelere çok fazla benzemektedir” diyor. Hatta gözde olduğu gibi vitröz(camsı) sıvıya da sahiptir.

Science News’te bulunan bir makale aşağıdaki durumu belirtmekteydi:

“Retina ve epifiz bezi, öncelikli olarak vücudun harici ışığı tanımasından ve çok yönlü işlemesinden sorumludur. Yakın zamanda, memelilerdeki bu iki organın, ortak olandan biraz daha farklı olduğu görüldü. Ve bunun sonucunda ayrı gruplardaki bilim insanları tarafından araştırılmaya başlandı. Ama şuan yeni bir araştırmacı topluluğu çarpıcı benzerlikler keşfediyor. Bu da her iki alandaki araştırma çabalarını hızlandırıyor. Bulgularında, epifiz bezinin, evrimsel olarak modern göze öncü olduğunu ileri sürmekteler. Retinal ritmin epifiz bezinden bağımsız olduğu ortaya çıktığında, bilim insanı grupları birlikte çalışmaya başladılar. Işık alıcılarının varlığını da içerecek şekilde iki organ arasındaki şaşırtıcı benzerlikleri keşfettiler.”

Buna ek olarak, Experimental Eye Research’te yayınlanan bir çalışma şunu açığa çıkardı: “Her ne kadar memelilerdeki epifiz bezi dolaylı bir şekilde ışığa duyarlı olarak nitelendirilse de, retinada ışık algılama işlevine karışan proteinlerin epifiz bezindeki varlığı, memeli epifiz bezinde doğrudan fotik olayların gerçekleşebileceği olasılığını ortaya çıkarıyor.”

Binlerce yıldır üçüncü göz olarak adlandırılan bir organın, işlevini yerine getiren bir gözün ihtiyaç duyacağı tüm bileşenlere gerçekten sahip olması bana komik bir tesadüf gibi geliyor. Eskiler “üçüncü göz” hakkında konuştuklarında neden bahsettiklerini biliyor olmaları muhtemeldir. Tüm bunların üzerinde, epifiz bezi ayrıca “The Spirit Molecule” “Hayalet Molekül” rumuzlu DMT olarak bilinen bir kimyasal salgılamaktadır.

DMT’nin, uyku sırasında, ruhsal ve gizemli deneyimler sırasında ve ölüm sırasında salgılandığına inanılır.  Mideye girdiğinde, diğer tüm uyuşturucu ilaçların ötesinde, en güçlü halüsinojenik etkiye sahip bir kimyasal bileşene sahiptir. Bize tüm manevi deneyimleri verdiği düşünülen molekül tesadüfe bakın ki epifiz bezinde bulunmaktadır.

Fransız filozof  René Descartes (1596-1650) yazılarında epifiz bezini vurgulamıştır. Epifiz bezini ruhun koltuğu olarak ve ruhun işlevlerini doğrudan uyguladığı vücut kısmı olarak dile getirmiştir.

Ruhun ve vücudun etkileşimde bulunduğu merkez noktası olduğunu ve ilahi mesajları aldığımız yer olduğunu iddia etmiştir. Hatta İsa Matta 6-22’de şöyle der: “Bedenin ışığı gözdür. Gözün tek bir şeye bakıyorsa, bütün bedenin aydınlık olacaktır” yani ruhani bir gözün olduğu fikri yeni bir fikir değildir.

Bu, epifiz bezinin diğer boyutları gören manevi bir göz olduğunun bir kanıtı değildir fakat gerçek bir göz olmak için biyolojik potansiyele sahip olduğuna dair bir kanıttır. Bu yüzden şuan, epifiz bezinin aslında üçüncü göz olduğunu saptayacak somut bilimsel delillere sahibiz. Ve artık neden evrildiğinin ve ruhsal önemi olan bir amaca hizmet edip etmediğinin üzerinde kafa yorabiliriz.

Örneğin, vücut dışı deneyime sahip birçok insan, gözlerinin arasında ya da başlarının arkasında, epifiz bezinin bulunduğu bölgede konumlanan gümüş bir kordonun, ruhlarını fiziksel bedenlerine bağladığını bildirdiler. Fiziksel bedenimizde bulunan ve üst boyutlara erişime sahip olan astral bedenimiz (ruhumuz), psişik ve ruhsal alemlerden, foton ve görüntü formundaki bilgiyi alıp, sonra epifiz bezindeki çubuk ve koniler tarafından işlenen bilgiyi gümüş kordon ile görme merkezine gönderiyor olabilir mi?  Epifiz bezi, biyolojik göze görünmeyen dünyalar için küçük bir televizyon mudur? Bilimsel ispatlarla birlikte epifiz, göz gibi işlev gösterebilir, şimdi bu konuları yoruma açıyoruz.

Ne yazık ki, epifiz bezi ağır metaller ve florürden dolayı kireçlenmektedir. Bu yüzden epifiz bezinin biyolojik fonksiyonu olan melatonin (uykuyu düzenleyen hormon) salgısı kısıtlanabilir ve sahip olacağı psişik ve manevi fonksiyonlar engellenebilir.

Çeviren ; Gültekin METİN
7  Parapsikoloji & Spiritüalizm / Durugörü / DuruGörü Testi : 16 Mayıs 2017, 18:57:23
İyi yazmışsın fakat biraz daha açıklayıcı olabilir mi,anlamadımda?

Oldukça basit  durugörü veya duruişiti gibi sıradan olaylar birçok insanın neden olduğunun farkına varamadıkları olaylardır.

Kişi kendini geliştirmez ise yaşadığı olaylar rastlantı olarak kalır. Eğer kişi  yaşadığı olaylar sonrasında kendini geliştirmeyi başarır ve bu tarz olayları bilinçli olarak yapmaya başlarsa iş rastlantı olmaktan çıkar.

Kendinizin farkında olmanız ve geliştirebilmeniz adına
size bu kitaptan bahsettim.Kitabı okursanız herşeyi daha iyi anlarsınız.
8  Parapsikoloji & Spiritüalizm / Durugörü / DuruGörü Testi : 16 Mayıs 2017, 18:12:34
Hepsi birer rastlantı mı yoksa özel bir yetenegim mi var?lütfen cevaplarsanız sevinirim...



Cevap hem rastlantı hemde rastlantı değil.
Bir kitaptan alıntı yaparak cevap vermeye  çalışalım

İnsanoğlunun başka hiçbir bilgi dalında okült sorunlar kadar sistem eksikliği ve düzensizlik hüküm sürmez.

Dolayısıyla öğrenci açıklayamadığı olaylarla karşılaştığında kendini çoğu zaman karmaşık ve
açıklanmamış olgularla dolu geçit vermez bir ormanda bulur.

Başlangıç olarak bu olayları  ikiye ayırabiliriz: istemli ve istemsiz. İstem siz siddhiler en çok bilinenleridir.

Bir çoğumuz çok sonra gerçekleşecek bir olayı önceden hissetmiş, başka bir insanın düşüncesini ‘sezgisel olarak’ bilmiş, içsel hayatımızla çok yakından ilgili olan bir konuda tuhaf rüyalar görmüşüzdür. Bazı insanların varlığının başkalarının sağlığını veya kendini iyi
hissetmesini ciddi bir şekilde etkilediği kesin vakalar bilinmektedir.


 Bütün bu örneklerde söz konusu doğaüstü olay iradi olarak gerçekleştirilemez. Bunlar sadece kendiliğinden olan, tesadüfi olaylardır.

Hayatımızda böyle birkaç örnek yaşayabiliriz, fakat onların kontrolü bizde değildir.

Kuşkusuz insanlar kendi mizaçlarına uygun olarak bazı açıklamalara başvuruyorlar. Fakatböylesi doğaüstü olaylarda kesin bulgurla varamazlar ve sadece tahminle yetinirler.
...................................................
.......................................................
Rişi şu sözleriyle hayatın gerçek amacını işaret etmiştir:

“Kendini gerçekleştirmenin ruhani gücü bütün siddhilerin toplamından sonsuz kere daha güçlüdür.”
“... Doğaüstü olaylar gibi şeyler üzerine fazla kafa yormayın. Bunlar sayısızdır: durugörü,
duruişiti gibi şeylere sahip olmaya değmez; çünkü onlarsız elde edilen aydınlanma ve zihin
huzuru, onlarla elde edilenden çok daha büyüktür. Usta bu güçleri kendini feda etme olarak kullanır.

Usta Tanrı’nın bir aracı haline dönüşür ve ağzını açtığında herhangi bir çaba ve ön düşünce olmadan Tanrı’nın kelimelerini söyler; elini kaldırdığında Tanrı bu elin içinden akar ve mucizeler yaratır.

“Bir ustayı uzun uygulamalar, dualar veya benzeri şeylerle çeşitli okült duyular üzerinde bazı
güçler elde etmiş biri olarak görmek çok yanlıştır. Hiç bir gerçek usta okült güçleri zerre
kadar umursamaz, çünkü onun gündelik hayatta bu güçlere ihtiyacı yoktur.

Alıntı , Konsantrasyon ve adım adım ruhsal hâkimiyet kitabı.

Bence parapsikoloji ile ilgilenen arkadaşlarımın es geçmemesi gereken kitaplardan biri.

İyi forumlar




9  Parapsikoloji & Spiritüalizm / Paranormal Varlıklar / Yatasakabri Varlığı : 15 Mayıs 2017, 09:17:17
Konuyu netten araştırdığımızda iki siteden  başka yerde bu varlığın ismini şimdilik göremedim . Diğer siteyede bu konu buraya açılmadan 5 saat önce eklenmiş.


Birileri efsaneler ve paranormal olaylarla ilgilenen insanları  kafaya almaya çalışıyor , herhalde...
10  Evrensel Enerjiler ve Farkındalık / Meditasyon / Yüksek Üstatlarla Buluşma Meditasyonu : 13 Mayıs 2017, 19:37:33
peki tam olarak nasıl yapacağız bu meditasyonu?

Alıntının yapıldığı kitap gölge kitaplıkta  mevcuttur , ilgili meditasyon ve diğer meditasyon teknikeri için kitabı inceleyebilirsiniz.

Kitap için link:

https://drive.google.com/file/d/0Bz_OsqGIQ5KHdjlnZWJnMnM4TDA/view?usp=sharing
[/b]
Sayfa: [1] 2 3 ... 46
Kodlama & Editleme Tema Tasarımı by Aries | GolgelerKitabi.Com®
Orjinal Themes Ay Işığı by rallyproco | edit Themes by Aries



Sitemap | Arşiv | Wap | Wap2 | Wap Forum | XML | Rss
Yasal uyarı
İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Golgelerkitabı Adresimizde 5651 Sayılı Kanunun 8. Maddesine ve T.C.K nın 125. Maddesine göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Golgelerkitabi.com hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetler hukuk@golgelerkitabi.com mail adresi ile iletişime geçildikten sonra en geç 1 (Bir) Gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve avukatımız size geri dönüş yapacaktır...